Afganistan’ın Süper Güçlerin Silah Testi Sahası Olmasına İzin Vermeyelim!

Bu kez ABD “Bombaların Anası” adlı nükleer olmayan en büyük bombasını cephaneliğinden çıkararak, hiçbir engel olmadan ülkemizde test etti. Eğer bu vahşice testlere sessiz kalırsak, Afganistan süper güçlerin silah yarışmasına alet olacak ve hatta nükleer silahların tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Ferhunde’ye Karşı İşlenen Vahşeti Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

Tüm dünyayı ve vicdanlı Afgan halkını derinden sarsan Ferhunde’nin şehit edilişinin üzerinden tam iki sene geçti. Fakat sayın “makamlar”ın şuana kadar kılı bile kıpırdamadı. Şimdiye kadar bu vahşetin asıl faillerine, Şeref Baghlani, Habib Deh Afghanan gibi ve bu kişileri koruyup sahip çıkan unsurlara herhangi bir ceza verilmeyip özgürce sokaklarda dolaşmalarına olanak sağlandı. Molla Ayaz Niyazi, Simin Hasanzade, Zalmai Zabuli ve Haşmet Stanakzai gibi kadın düşmanı kişiler Ferhunde’nin katillerine sahip çıktılar. Eğer sosyal medya üzerinden bu kişiler eleştiri yağmuruna tutulmasaydı, kim bilir belki devlette makamı olan bir sürü palyaço ve hemfikirleri de müslümanlık adına bu kişilere katılarak Ferhunde’nin param parça oluşunu kutlayacaklardı.

Afgan Kadınının Kurtuluşunun İlk Adımı İşgal ve Gericiliğe Karşı Savaşmaktır

Bu sene öyle bir durumla 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutluyoruz ki daha Ferhunda ve Ruhşane’nin akan kanları taze duruyor ve ülkenin dört bir köşesinde binlerce kadın şiddetin ateşinde yanıyor. Neredeyse on beş yıldan aşkındır ki Afgan kadının adı ve sefaleti kötüye kullanılıyor ve sadece slogan olarak kadının kurtuluşundan söz ediliyor. Oysa pratikte gün geçtikçe kadınlarımızın durumu daha da kötüleşiyor ve tahammül edilemez bir hale gelmektedir. Kadın ve kızların acı içindeki çığlıkları ülkenin dört bir yanından arşa yükselmiş durumda. Ülkedeki vahşet sadece Meryem’ler, Seher’ler, Merve’ler, Sehergül’ler ve Bibi Gül’ler ile sınırlı değildir. Halkımız her gün Paktia’da, Helmand’da, Kunar’da, Şah Şehit’te ve Afganistan’ın bir sürü semtinde Nato ve Amerikalı işgalcıların Bombardımanı altına ezilip gitmektedir. Taliban ve IŞİD’in şehirlerdeki intihar saldırıları her gün yüzlerce masum vatandaşımızın canını alıyor. Savaş ağaları milis veya halk ayaklanması adı altında resmi şekilde silahlandırılıyor ve iç savaştaki korkunç vahşeti yeniden yaşatmak için fırsat kolluyorlar. Sarayın Taliban ve IŞİD’e karşı oynadığı kedi fare oyunu yüzünden kırsaldaki yüz binlerce halkımız perişan halde. Savaş suçluları ile hırsızlar devletin onlara sağladığı nimetlerden daha fazla pay almakta ve güç koltuklarına oturmaktadırlar. Dini ve mezhepsel azınlıklar katliam ediliyor. Farklı düşünenler ile aydınlara faaliyet sahası gün geçtikçe daralıyor. Sansür ve otosansürlük her zamankinden daha çok belirgin. Yoksulluk, kıtlık ve işsizlik insanların feryadını yükseltmiş durumda. Ülkeden umudunu kesmiş gençlerin kaçışı her gün daha da artıyor. Hayali okul, klinik ve asker ülkeyi ele geçirmiş vaziyette. Devlet mafyasının göbeği halkı sömürmekten her gün daha da şişiyor ve bunlara benzer daha birçok vahşet . . . Bu durumlara baktığımızda kadınlar en kolay kurban olarak ilk sırada yerlerini alıyor ve gerek fiziksel gerek ruhsal olsun tahammülü güç olan darbelere maruz kalmaktadırlar.

Halk ve Tarih Hikmetyar ile Onun Suç Ortaklarını Hiçbir Zaman Affetmeyecektir!

İşgalcı ABD devleti ile kuklaları (Barış) adı altında bir kez daha Hikmetyar gibi kokuşmuş leşi halkımızın üzerine salmak istemektedir. Gerçi pisliğe batmış devletin çoğu üyesini Hikmetyarcı caniler oluşturuyor ama , işgalciler kukla hükümetlerinin yardımıyla parçalanmış ve gücünü kaybetmiş Hizb-i İslami’yi bu kokuşmuş leş ile yeniden ayağa kaldırmak ve bu canileri örgütleyerek suç oyunlarına alet etmek niyetindeler. Gani ve Abdullah devleti Hikmetyar’a nakit para, saray, devlet makamları ve bir sürü imkanların yanı sıra tüm cinayetlerinin üzerini örterek yargısal dokunulmazlık vererek Birleşmiş Milletler’in kara listesinden de çıkarmak istemektedir. Dolayısıyla Hikmetyar’ın hemfikirleri ve kardeşlerinden oluşan bir devletten de bundan başka bir şey beklemek aptallık olacaktır. Halki (Khalqi), Parçami (parchami) ve cihatçı çeteler parlamentoda birkaç sene önce kendilerini suçlarından aklayarak milyonlarca cinayetin üzerini örttüler. Dolayısıyla şimdi de bir diğer caninin onlara katılması kendileri için bir sakınca değildir. Hikmetyar ve partisine yargısal dokunulmazlık vermek büyük bir hainliktir. Bu canileri yargıya götürmek ve yargılamak sadece acı çekmiş halkın hakkıdır. İşgal güçleri ile Birleşmiş Milletler istedikleri gibi bu pis ve zalim katilleri kara listesinden çıkarıp affedebilir. Fakat Hikmetyar, Kutbuddin Hilal, Gayret Bahir, Kadir Karyab, Harun Zargun ve Kerim Amin gibi Hizb-i İslami’nin yamyamlarının cinayetlerini hiçbir güç tarih sayfasından silemeyecektir. Bir gün elbet gelecektir ki Gulbuddin Hikmetyar ve onun cihatçı ortakları tıpkı Bangladeş’teki hemcinsleri gibi halkın önüne çıkarılıp yargılanacaktır. Afganistan’daki katil ve Radikal İslamcı örgütlerin tarihi bize gösteriyor ki sömürgeci devletler, özellikle ABD ile Britanya ve onların Arap, Pakistanlı ve İranlı ortakları kendi kukla güçlerini kir lekesi misali yanlarında saklıyorlar ve zamanı geldiğinde bu menfur güçlere yapacakları pis işi emrediyorlar. Günümüzde de İşgalci güçler (Barış Sürecine Katılma) adlı gülünç bir operasyonla Hikmetyar’ı halkımızın üzerine salmak istemektedirler. Ama ABD’nin kendi cici evladı olan Hikmetyar ile savaşının yalanlığı herkese malum olduğu gibi (Barış) propagandası da düzmeceden başka bir şey değildir ve bu düzmece (Barış)’ı daha fazla kan ve ölümden öte armağan getirmeyecektir. Elbet acı çekmiş halkımızın da hainlerle dolu kokmuş devletten daha fazla beklentisi yoktur. Sayyaf, Halili, Raşid Dostum, Ata Mohammed Nur, Abdullah ve diğer Kabil canilerinin dokunulmazlığı ve hakimiyeti varken Hikmetyar da bu sofradan beslenmeyi kendi hakkı olarak bilmektedir.

Erdoğan’ın Bakanı: Bir kez Tecavüz Çocuk Ruhunu Bozmuyor !!

Türkiye’nin faşist ve gerici devlet makamları zaman zaman gayrı insani ve cahilce sözlerle halkın diline dolanıyorlar. Son vukuat olarak Türkiye’nin Aile ve Sosyal Politika Bakanı Sema Ramazanoğlu “Bir kere tecavüze uğramak çocukların ruhunu bozmuyor” demiştir. Onun bu utanmazca tezi öyle bir zamanda söyleniyor ki 45 çocuk Ensar Vakfı gibi mezhepsel okulların gerici unsurları tarafından tecavüze uğramış ve büyük ses getirmiştir. Bu gerici Vakıf kurbanların ailelerine bu vahşet karşısında susmaları için hatta rüşvet bile teklif etmişlerdir.

Türk Askerleri Kürt Partizan Kadının Cesedine Saygısızlık Yaptı!

AKP ve Erdoğan’ın emrinde olan Türkiye’nin vahşi silahlı güçleri Cizre’de direnişçi bir Kürt kadını önce öldürerek sonra göğüslerini kesmişlerdir. Bu faşistler cansız bedene işkence yaptıktan sonra, onun çıplak fotoğraflarını sosyal medyada koymuşlardır ki tüm dünyada birçok vicdanlı kişilerle adaletçi kurumların tepkisiyle karşılaşmıştır. Aslında bu tür eylemler bu caniler tarafından ilk kez yapılmıyor. Geçmişte de Kevser Eltürk adlı direnişçi bir Kürt kadının cesedine benzer muamelede bulunmuşlardı.

Önsöz

Afganistan hatta yarım yamalak demokrasi devrinde bile en geri kalmış ülkelerden biriydi. Rus işgalcilerin ve onun kuklalarının egemenliği ele geçirişi ve ardından gelen yamyamlar ve terörizmin yirmi yılı aşkın hakimiyeti bu ülkeyi küle çevirmiştir.

“ISAF” gibi koalisyon güçlerinin işgaline rağmen Afganistan’daki durum gün geçtikçe kötüleşmekte ve ülkemiz istikrarsızlık, güvensizlik, savaş ve silahlı zorbalarla onların kalemli hamileri yüzünden kan kaybetmektedir. Milliyet, kavim, aşiret, bölge, mezhep ve dil ayrımı ülkenin ulusal birliğine darbe indirmiştir. Halkın çoğunluğu kendini güvende hissetmemekte olup özellikle de kadınlar insan haklarını çiğneyen ihlaller ile yüz yüzedirler. Halkımızın büyük bir kütlesi tüm direnişlere rağmen, hatta bir milyondan fazla zayiat verdiği halde ne doğru dürüst ekmek ve barınak yüzü görebilmekte ne de eğitim, sağlık ve diğer ilkel ihtiyaçları elde edebilmektedir. Yolsuzluk, rüşvet ve torpil devletin ve özel sektörün tüm organlarına yayılmış durumdadır. İfade ve basın özgürlüğü ile gerçek ulusal partiler neredeyse yoktur. Dünyaya en çok göçebe gönderen ülke de bizim ülkemizdir. En gerici güçlerin ve yabancı ülkelere bağlı şahısların ülke üzerindeki hakimiyeti hala iç ve dış terörist yapıların kolayca cirit atmalarına olanak sağlamaktadır. Ve son olarak öyle bir topluma sahibiz ki bu toplumun yarım asırlık tarihi hep vahşet, zulüm, faşizm, terörizm ve karanlıkla pençeleşip gelmiş ve hiçbir zaman gerçek demokrasinin tadına bakamamıştır. Şimdi ise bu ülkeyi yeniden inşaa etmemiz ve acı çekmiş halkımızı gelişmişlik, refah ve modernlik ile tanıştırmamız gerekiyor.

Birinci Bölüm:

Üyelik Şartları, Üyelerin Hukuk ve Görevleri


1. Madde: 18 yaşını doldurmuş her bir vatandaşımız dil, mezhep, cinsiyet, milliyet, bölge ve siyasi geçmiş ayrımı olmadan, herhangi başka bir siyasal partiye üye değilse ve “Afganistan Dayanışma Partisi”nin tüm programlarına uyup tüzüğünü kabul edecekse ve öbür taraftan insani suç işlememiş olup vatana ihanet etmemiş ise “Afganistan Dayanışma Partisi”nin üyeliğini elde edebilecektir.

2. Madde: Üyeliğe kabul ediliş, üye olmak isteyen şahsın yazılı talep mektubunu Parti merkezine göndermesi ve liderlik konseyinden iki kişinin onayı ile gerçekleşmektedir.

145 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi